22 Kasım 2012 Perşembe

yeni adresim






burası huzur sokağı,bakmayın sokak dediğime burası benim yeni adresim.bugün adresimi değiştirdim yeni evim burası benim.yeni yaptım.önünden dere akıyor,kocaman bir balkonu var buranın balkonunda kocaman ahşap bir masa var,masanın üstü rengarenk mumlarla dolu,semaver var, çayı sevdiğimden hep orada hazır.tam karşısında limon ağaçlarım var kokusunu çekiyorum taze taze içime, çam ağaçlarım da var,derenin sesiyle arınıyorum burada. iklimi çok değişken huzur sokağımın, birden güneş açar burada, birden tatlı sıcak yağmur bastırır,yağmurun toprakla buluşmasından çok sevdiğim o koku yayılır,gökkuşağı hiç eksik olmaz gök yüzümden. burayı bugün yaptım,buradayım şimdi huzur dolu burası. kimsenin bilmediği,kimsenin bana zarar veremeyeceği,beni incitemeyeceği,gelemeyeceği bir yer.ben çok sevdim burayı,uzun zamandır yazmıyordum,yazamıyordum ihtiyacım olan huzuru yeni adresimde bulmanın sevinciyle yazıyorum şimdi,mutlu bir yazı yazdığımı fark ederek.evet mutlu bir yazı bu. bu evimi çok sevdim,kocaman balkonundayım şimdi,gecenin karanlığını bölmek için tek tek yakıyorum mumları,yaktıkça keyfim daha da yerine geliyor,yalnız olduğumu sanmayın,yanımda bir melekle yaşıyorum şimdi.bana keman çalıyor,çok güçlüsün diyor bana,öyle masum ki, o kadar tatlı ki, içten, samimi, dürüst,uzun uzun sarılıyor bana.unutma diyor güçlüsün sen.evet diyorum güçlüyüm.bu adres bana güç veriyor.artık buradayız,korkmak yok,kimseler bizi bulamaz,hiç kimse bize zarar veremez.buraya bizden başkası gelemez,seviniyoruz,gülüşüyoruz meleğimle.hadi diyorum ona boya kalemlerimizi alalım sen benim resmimi çiz bende senin.gözlerinden başlıyorum onun,ışık saçan gözlerini çiziyorum meleğimin önce,orada kalemi bırakıp soruyorum ona gösterir misin sen nasıl çizdin beni.kağıdı bana doğru uzatıyor,bak çizdim seni,hayrete düşüyorum,kocaman iki el yapmış,bu sensin diyor,aklıma gördüğüm rüya geliyor hemen, hz. fatıma'nın eli.gülümsüyorum.burada üzülmek yok, kaygı yok,olumsuz hiç bir şey yok sadece ikimiz varız,bana hep sarıl olur mu diyorum,sarılmak benim için çok önemli.yanıma geliyor kokusunu içime çekiyorum,o da beni kokluyor,her zaman ki gibi,kimse senin gibi güzel kokmuyor diyor bana,meleğime diyorum ki bu kokuyu sadece sen duyabilirsin.hadi şimdi bana samanyolunu çal diyorum.memnuniyetle diyor,müzik başlıyor yağmurla birlikte iki sesin birbirine karışmasıyla yeni adresimde çok daha mutlu oluyorum,güzel kokular güzel yaşantılar,artık buradayım
.tam olarak burada...
olmak istediğim huzurun içinde.

1 Ekim 2012 Pazartesi

yok







ne geleceğini bilmiyorum,gelecek bunu biliyorum sadece.bu kadar yaklaşmış olabilir mi.bırakın ne olursam olayım,bana daha fazla acı yaşatmayın ne olur yalvarıyorum size.çektiğim acıları yorumlayacak kadar aklı başında değilim.çok geç artık darmadağınığım.son sözü söylemek, yok olup gitmek.
gururum yok olmuş,buna çok eminim,emin olduğum tek şey o çok değer verdiğim,onsuz olamam dediğim gururumun elimden alınmış olması.artık çok geç. artık yok.yok.

tamam siz kazandınız yenilgimi kabul ediyorum.oysa kör olmalıydım değil mi.suçluyum.neden susuyorum sanki,daha fazla gurursuzluk yapmamak için mi.gururumun elimden alınıp atıldığım kuyudan bakıyorum şimdi.sizin özenerek açtığınız o kuyudayım. bakın beni görebiliyor musunuz.zavallıyım öyle değil mi.benim için açılmış bir kuyu, kazarken aklınıza bile gelmemiştir,aslında burayı benim için hazırladığınız.çok karanlık burası, nefes alamıyorum.en çok kendimi kırdım bu hayatta.bakın ağlıyorum ağlamam ne ifade ediyor size,bakın bunu bile bilmemeniz,size bildirmemem gerekirdi.gurursuzum ben ağladığımı, acı çektiğimi söyleyecek kadar gurursuz.kocaman bir aptal olduğum için ağlıyorum.ellerim soğuk.kimse bilmeyecek,kimse neden şu anda köpek gibi ağladığımı bilmeyecek.beş para etmez değersiz biriyim şimdi ve gurursuz.

ne çok da değer verirdim,her gün uyandığımda ilk iş allayıp pullar,cici elbiseler giydirirdim o en değer verdiğim gururuma.onsuz yaşayamazdım ona iyi bakmalıydım çünkü.bakın şimdi yok.yaşayamıyorum.kimse yok, ses yok,beni anlayacak,"elini ver, bana yaslanabilirsin" diyen kimse yok. anlıyor musunuz beni.samimiyet yok,oysa anlaşılmayı ne çok isterdim,ama anlatamam daha çok küçülemem. bunun ne demek olduğunu bilemezsiniz. kocaman dünyada kapladığım küçücük yerden rahatsız oluyorum,varlığım kalbime ağır geliyor, kalbim varlığımı taşımak istemiyor. üstüme gelmeyin sadece bakın tam olarak bakın buraya hiç bir şey anlamsız değil burda, her kelimenin anlamı var, çaresizliğimin kalbimden süzülüşü var. ben varım. hiç bir yerde olmamıştım burda olduğum kadar. korkuyorum sizden,tarafınızdan anlaşılamamaktan,yanlış anlaşılmaktan.sizi kırmaktan, üzmekten korkuyorum.

biliyor musunuz samimiyetinize inanmayı öyle çok isterdim ki, kalbimi sonuna kadar size açmayı.beni yanlış anlamayın kimsenin üzülmesini istemiyorum, hangi birini neyi nasıl halledebileceğimi, nasıl bu dağınıklığın içinden çıkabileceğimi bilmiyorum.cahilim. tek sanık benim burda. dibi, taa dibi görüyorum. artık deniz mavi değil mesela, gemiler beyaz değil, orman yeşil değil. her şeyin rengi değişti. sizin gördüğünüz gibi göremiyorum, renkler sizin algıladığınız gibi değil benim için.

yağmura kızıyorum şimdi, her yanım kırık, oysa ne çok severdim yağmuru anlatabiliyor muyum. o çok sevdiğim yağmurun bile anlamı değişti sayenizde. anlamlarımı neden aldınız benden. yağmur neden güzel değil şimdi. ya deniz neden siyah, ormanlarımı neden yaktınız ne kötülük ettim size. neden renklerimi çaldınız benden, her yer her şey neden siyah.

kadere inanıyoruz değil mi bir şekilde, kaderi buymuş diyebilir misiniz şimdi. bende sizin gibi allah'ın kulu değil miydim peki.

şimdi yok, şimdi yokum, bedenim var mesela ama aklım yok, fikrim yok, kalbim yok, ellerim yok, dudaklarım yok, dilim yok, saçlarım yok, gözlerim yok. hani güzeldim ben, hep böyle söylerdiniz bana, o zaman neden yok ettiniz beni, neden yok saydınız beni. şimdi bu kaderim mi benim. öyle mi yani.

cahildim, şimdi daha da cahilim, sevmiştim, her şeyi sevmiştim ben. dünya beni sevmemiş içindekiler beni anlamamış, nasılsın diye soruyorsunuz bana, nasıl olmamı isterdiniz, gerçekten iyi olmamı ister miydiniz. neden kandırdınız beni, gururumu neden yok saydınız o zaman benim.neden şimdi gözleriniz bu satırlarda dolaşıyor, ne arıyorsunuz burda, aradığınız burda mı peki, neden burdasınız. bana söylemenize gerek yok kendinize itiraf edin istiyorum. bana haksızlık yaptığınızı kendinize söyleyin.

sessizliğim sağır ediyor beni.

gittikçe bu sessizliğin içinde yok oluyorum, yok olmamı izlerken zevk alıyor musunuz. varlığım ya da yokluğum sizin için ne ifade ediyor. hani gençtim ben, içim kıpır kıpırdı, hani zıplıyordum, yok yalancıyım ben, böyle yaşamayı öğrettiniz bana. buna gebeyim anladınız mı beni şimdi.aynada gördüğüm karartıdan başka bir şey değilim şimdi. aynaları severdim, sıkılmadan izlerdim kendimi, kalbimi görürdüm kendime baktığımda, heyecanımı görürdüm. kötülüklerinizle beni kararttığınızı görüyor musunuz şimdi.yok. yok. soğuk ve anlamsız.

istemezdiniz değil mi amacınız bu değildi, insan insanı yanlışlıkla öldürebiliyor bunu hepimiz biliyoruz, yanlışlık mı oldu diyeceksiniz, ama bakın ben öldüm, niyetiniz bu değildi değil mi. şimdi ne yapacaksınız benim için.

öyle karanlık ki burası zevkle açtığınız o kuyuda yapayalnızım şimdi.
eğlenerek yaktığınız ateşle üşüyorum.

28 Eylül 2012 Cuma

bir şey oldu bugün

                 






                                      güzel yazı isteyene...


gencim içim kıpır kıpır,
şükürler olsun,
zıplıyorum.
oynuyorum.
oynuyorum.
oynuyorum
küçükkende güzel oynardım.
en çok oynadığım oyun evcilikti.
hala oynuyorum.
kimse durdurmasın beni.
gencim.
güzelim.
hayatı seviyorum.
ellerimi açtım bugün.
anladı beni.
ağaçların altındaydım.
duy beni dedim.
duydu.
içim kıpır kıpır.
bir çılgınlık yapmam lazım.
kimse durdurmasın beni.


22 Eylül 2012 Cumartesi

iki elma







ahh istanbul sen ne acayip bir şehirsin böyle.şuna bak bir yılı geçti sana yerleşeli,asla yaşayamam dediğim sende uyuyorum, uyanıyorum şimdi,üstelik sana gelmem için düşünecek pek de vaktim olmadı,tam tamına bir günde karar verdim sana gelip tadına varmaya.şimdi sendeyim,seninleyim,sana bakıyorum,seni dinliyorum,ne kadar kalabalıksın,ne kadar dolu.sana geldiğim gün, şöyle bir baktım üzerinden geçerken,bu yükü nasıl taşıyorsun.hele bir de her gelen benim gibi yüklü geliyorsa sana, yük üstüne yük.


ne kadar güçlüsün,ne kadar güzel ve ne kadar yaralı.bana benziyorsun,sana benziyorum.
seni sevişim bundan, güçlü olmak zorundayız ikimizde,ağladığımızı kimse görmemeli,sırrımızı öğrenirlerse bize zarar verebilirler.ahh istanbul ne kadar acayibiz öyle değil mi?


kocaman hissediyorum içimi aynı senin büyüklüğün gibi, beni içinde taşırken bende nefes alıyorsun.bir köşende yaşamama izin verdiğin için teşekkür ederim sana.kader ikimizin arasında ağlarını örüyormuş da bana büyük laflar ettiriyormuş.istemiyordum seni, şaka değil haa.ama sakın darılma bana,sana yalan söylemeyeceğim,seni gezilecek, gönül eğlendirilecek bir yer olarak gördüğüm için bağışla beni.şimdi seninleyim ve hiç pişman değilim,mutluyum kalbimin senin içinde atmasına,sende gülmeye sende ağlamaya.sayende tüm davranışlarım daha anlamlı,senin büyük anlamının bana sirayet ettiğini ta içerlerden hissediyorum.


kabuk bağlayan yaralarımı soyunurken,senin varlığınla daha da güçlüyüm şimdi.senin içinde ruhu olmayan bedenler gördükçe ruhumun daha da farkındayım,eğer sen böyle kalabalık olmasaydın kendimi farkedemeyecektim,bana ıssız yerlerini öğret istanbul,sen ve ben baş başa kalalım.sana anlatacaklarım var.


iki elmam var elimde sadece seninle paylaşmak için.
nereye dersen orada kaybolmaya razıyım.



11 Eylül 2012 Salı

yakın







çarşafın buruşukluğu ve duruluğu ,yelkenlinin devinimi sana neyi gösteriyor.kaybolmuş gri bir anı,değişime asla izin vermeyen.söylesene ne görüyorsun burada,anlatabilir misin bana.

buraya; bu resme yüklediğim anlamı,hissettiklerimi,baktığımda; ben ıslak olduğunu biliyorum,görüyorum.söylesene bu bilgileri sana verdiğimde buraya yüklediklerimi sana gösterebiliyor muyum?

saçlarımın arasında saklıyorum anahtarını .gel öpeyim madem,nefesimi derinden hissedersen sana gösterebilirim,sende saklanabilirim.

beni saklamak ister misin?