bir fincan sütlü kahve içer misin?
30 Ağustos 2012 Perşembe
29 Ağustos 2012 Çarşamba
bu dünya son değil ötede devamı var
ruhum,riske girecek misin yine?
tam da böyle bir bahiste
yüzlercesi kaybetti
ama onlarcası kazandı her şeyi
melekler oy kullanırken nefes nefese
seni kaydetmek için oyalanıyor
hevesli küçük şeytanlar parti toplantısında
ruhum için çekiliş yapıyor
emily dickinson
28 Ağustos 2012 Salı
tam olarak burdayız
kötü bir yaşamı bitirmek isterken binmek istediğin geminin batmasını uzaktan izlerken sen...
beni boş ver şimdi
ruhunu şeytana satmış bir kadın
ve
ardından gelen hayal kırıklıklarıyla...
hepimiz şimdi tam olarak burdayız.
güçsüzdün,sığınacak bir liman aradın kendine.burası doğru yer dedin,inmeliyim bu limanda.tüm kalbinle bedeninle durmak istediğin noktanın burası olduğuna inandın.bu sefer hayatım değişecek güzel şeyler yaşayacağım umuduyla sığındın ona.inanmasanda bana, seni çok iyi anlamanın rahatlığı içerisindeyim şimdi.duyguların o kadar masumdu ki o kadar içten,bilemedin işte.kim bilebilir ki?
insanlarla oynamanın onun becerebildiği en iyi oyun olduğunu nereden bilebilirdin.inandığın tek şey vardı,mutlu olabilirim anlaşılmak güzel.ona sahip olabilirdin ama ruhunu sana asla vermeyecekti bilemedin. onunla bir hayatı paylaşamayacaktın bilemezdin.
sen inandın hep...
kendini görmek için gidiyordun ona.orası senin yokluğundu bilemezdin.utanmıyordu hiç,sana vereceği zararlar umrunda bile değildi,onda senin işine yarayacak bir şey olmadığını göstermekti niyeti.oyun oynamak.yazarın okuyucusunu ele geçirmesi.
sen, masum herkesi kendin gibi sanan,amacı seni elde etmek değil kendini tatmin etmekti bilemezdin.sana mahvettiğin masumiyetini geri verdiğini söyledi.haklıydı da sen o değildin,olamazdın.seni içine çekti önce besledi ve kustu sen bunu hak etmedin.kaderi geri çeviremezdin,yapabileceğin en iyi şeyin görmezden gelmek olduğunu öğrettin kendine.evet ona teşekkür etmeliydin haklıydı.oysa senin dilinden konuşuyordu,mutlu olabillirdin.yazar az önce seviştiği kadının ölmesine neden üzülmez?
aslında çok da kötü bir yaşamın olmadığını oranın en iyi yer olduğunu kader sana sadece böyle gösterebilirdi.biz bilemeyiz.
evcilleştiğin yere dönmeliydin.seni koşulsuz bekleyen,seven iki kişi vardı orada. yapılabilecek tek şey seni her koşulda korumak, kanatları altına almak isteyen gerçekten seven biri olduğunu lale olmasaydı bilemezdin.anladığın şeyler sana anlayamadıklarını gösterdi bu fena mı? bence değil.
daha büyük sonuçlara varmak için kendini iyi gösteren söylesene lale sen nasıl bir şeysin?
tam olarak buraya ulaşman zor biliyorum,rast gelebileceğin bir yer bile değil burası.daha büyük sonuca varmanın sevinciyle mi yaşıyorsun şimdi?
onunla seviştin masumiyetini aldın da ne geçti eline,kimi kirlettiğini düşünüyorsun?biliyor musun senin şeytana ihtiyacın yok.vardığım tek kanı bu. belki de en büyük hesaplaşmam seninle olacak.
ben tam olarak burdayım.ama sen,sen kocaman bir bok çukurundasın.asla gelemeyeceğin buradan sesleniyorum sana.neyin intikamını alıyordun?
şimdi sen zevkine var,mutlu ol.inan hak ediyorsun bunu.
ben korurum onu severim,dilinden anlamam belki ama severim,o sadece inanılmak istedi.ama sen bu oyunu oynarken hiç utanmadan inançlarını yıktın onun.bilmiyordun! onun inançları senin gibi biri yüzünden yıkılacak kadar küçük değildi.kapısını her gece çalan bir şeytandın sen göremedi,bilemezdi.
benim önceliğim kendimden önce sendin.
seni gerçek güzelliklerle sadece ben sevdim
ve
şimdi kanat beni!
sonra
yaralarımızı saralım.
bunu bir düşün istersen.
tam olarak burdayız şimdi.
27 Ağustos 2012 Pazartesi
26 Ağustos 2012 Pazar
oysa siz kendinizi kandırdınız hep
oyuna gelmemek için ölüyorum.
hayatım kontrolüm altında değil.
zaman yok.
kim işledi benliğime bunları.
kendin ol biraz.
içime kustular.
seni anlamayan varlıklarla doldurdun hayatını.
hayır öldürüyorlar beni,
biraz siz biraz da ben.
dünyanın dışına, önüme gelen her şeyi tekmeleye tekmeleye, siktir olup gideceğim.
nasıl yok saydıysanız,öyle yok oluyorum işte.
sonra avutunuz kendinizi.
ne kadar güçsüz gözüküyorum öyle değil mi oradan baktığınızda.
içinizden nasıl da oyuna geldi nasıl da kandırıldı aptal dediğinizi duyamıyorum mu sandınız.
çok hoşuma gidiyor artık aldatamayacaksınız beni.
bu zevkin üstüne şimdi yakabilirim sigaramı.
ateş önemli bunu siz bilemezsiniz.
ilk ciddi hayallerimi kibrit yakarak kurardım,kısa hayallerdi,ama derin.
onları ateş sönene kadar yazıp bitirirdim kafamda.
oysa ne kadar masumdum o zamanlar.
şimdi ya şimdi!
masumluğumu hayallerimi siz çaldınız.
kurduğum ümit ettiğim hayallerin içinde siz yaktınız beni.
sevinin şimdi.
gitmemek için çok direndim,
durdum
durdum
durdum.
anlamadınız bunu.beni hiç anlamadınız.
alın size yokluğumu hediye ediyorum.
arkamdan keşkelerle kandırmayın kendinizi.
anlasaydınız anlatmaya binlerce kez çalıştım.
anlamadınız,
anlamanızda bir şey ifade etmiyor artık.
şimdi ben sonsuzluğum.
inanmadınız bana.
...
yolun sonu, kesin bitiş.
mutlu musunuz şimdi?
25 Ağustos 2012 Cumartesi
şimdi yerim yok aldanmaya
yeni güne uyandıran
rastgele açılan bir sayfa
yani,ben...ben kendim artık hiçbir şey anlıyamaz hale geldim.
bu sözleri ona,bir yabancıya söyler gibi söyledi.bir zamanlar bu adamın malı olduğuna dair hiç bir şey hatırlamıyor,kendi vücudunu bile artık pek hissetmiyordu.sanki her şey,öncekinden daha çapraşık hale gelmişti.ırene sadece bu karışıklığın bir yerinde bir yalan bulunduğunu biliyordu.fakat düşünemiyecek kadar yorgun,göremiyecek kadar bitkindi artık.merdivenleri,gözlerini kapamış,darağacına çıkan bir mahkum gibi indi...
sarıl ve daha sıkı
meleğim'e
anne dünya sensiz yaşayabilir ama sen sensiz yaşayamazsın dikkat et kendine.
edemiyorum yavrum, kendime dikkat edemeyecek kadar yorgunum.
senin bir melek olduğunu,bana verilen en güzel şeyin sen olduğunu nasıl anlatabilirim sana.
kelimelerimi kaybettim,hiç konuşmamak üzere susmak istiyorum.
sen melek! bir gökkuşağı kadar güzelsin,
sakın kaybolma, üşüyorum.
sarıl daha sıkı.
varlığın varlığıma armağan oldu.
renklerinle kaldığım karanlığı aydınlat.
sen böyle mutluyken içimdeki hüzün sorun mu?
24 Ağustos 2012 Cuma
sis
ne zaman böyle olsa midem ağzımdan çıkacak gibi oluyor.midemdekilerle birlikte aklımı, kalbimi de kusmak istiyorum.kendinden nasıl arınabilir insan,kendinden nasıl kurtulabilir?kesin bir biçimde kendimden kurtulmanın yolunu bulmam için bana yardım et,bunu sadece senden istiyorum,bu satırlarda gezinen bir çift gözün sahibinden,şimdi burada sen ve ben varız,yardım edecek misin bana?yok sayarak yaşayabilir misin?.tek ihtiyacım olan doğru kelimeleri bulmak.
istediğim renkli bir hayat değil su gibi doğal, şeffaf , dümdüz yaşamak.elimdeki ekmeği ikiye bölebilirim.benimle kuru ekmeği paylaşmak ister misin?ama iyi düşün kuru bir ekmekten başka paylaşacak hiç bir şeyim yok.yüreğim var kimsenin el değmediği keşfedilmemiş bir yanım var, kendimin bile bilmediği.bulunmayı bekleyen,küf tutmadan iyice,bir parça kuru ekmeğe karşılık beni anlamak ister misin?aç olduğumu unutmamak şartıyla,doğru kelimelere aç olduğumu unutmamalısın,belki de seni yaralayacağım,dümdüz bir hayat isterken ben,karmakarışık bir hayatın tam ortasında da bulabilirsin beni,varlığını hissediyorum,bir gün bir yerde bana sihirli kelimeleri armağan edeceğin günü bekliyorum,inanıyorum buna.
bu sessizliği kim bıraktı buraya.
güzel düşün güzel yaşa
hepimizin merak konusu ölüm ve yaşam.
nasıl gelirsek bu dünyaya ölümün de kaçınılmaz son olduğunu biliriz.her insan dünyaya gelir ve yaşamaya başlar,ta anne karnındayken mücadele etmeye başlarız aslında hayata tutunmak için.var olan her şeyin yaşamaya hakkı olduğu gibi hayatından da lezzet almaya da hakkı olduğuna inandım hep.çoğu kez kader küçük yaşta da olsak bu lezzeti yaşama isteğimizi elimizden bir çırpıda alıverir ve ne olduğumuzu unutturur bize.sonrasında da sadece yaşamak zorunda olduğumuzu düşündüğümüz için yaşarız, intihar etmenin büyük günah olduğunu öğrenmişizdir çünkü.hayattan tat almak için değil,kurallar, oyunlar, yapılması gerekenler,sorumluluklarımız,anne oluşumuz evlat oluşumuz dost oluşumuz bizi bu hayat denen oyunun içinde kalmaya zorlar.istemeye istemeye de olsa buna mecburuzdur.bizi sevenleri üzmeye hakkımız olmadığını da düşünürüz çoğu kez.bakın işte istediğimiz için değil öyle olması gerektiği için yaşarız.şunu da biliriz kim mutlu ki,kim hayatından lezzet almış(tam teslim olmuş insanların dışında)dünya bize ite kaka yaşamayı enjekte etmiş durmadan.
ne demiş mevlana;
düşüncen konuşmana,konuşman hareketine,hareketin kaderine yansır,güzel düşün güzel yaşa.
güzel düşünen hayatından lezzet alır,tamam ama baktığımda güzel düşünen insanlar yok ki,nerde her şey için güzel düşünen ve hayatından lezzet alan insan,nerede varsa yerini söylesin adresini versin bana öğrencisi olmak isterim.düşüncesini kontrol edebilen hayatından lezzet alan bir insan olabilmek için neleri feda ederdim kimse tahmin bile edemez.
evet düşündüğümüzü dile getiriyoruz önce, sonra düşündüğümüz eylemimiz oluyor,sonra ise kaderimizi bu eylem üzerine yaşamaya başlıyoruz.ne kadar da doğru!
peki polyanna olmak zor mu?ne kaybederiz ki güzel düşünüp güzel yaşamaya çalışsak,nefsimizi bir kenara atmayı neden başaramıyoruz haşa allah mıyız ki biz kaderi suçluyoruz isyanlarda yaşamak çok mu akıllıca.
işe kafaları düzeltmekten başlamalı,tatlı dilin ne demek olduğunu anlayabilirsek sorunsuz yaşamaya da başlayabilir miyiz?
18 Ağustos 2012 Cumartesi
bensin şimdi
bir şey var içimde, emin olduğum. .burdayım derken yerimi belli etmeye çalışırken sana, tam olarak burdayım derken,tüm eksikliğimin sebebini sana bağlarken huysuz çocuklar gibi kavga çıkarttığımı düşünürsün.kalabalığın içinde bir hayalet gibi,içimde, o en derin yerimde mühim bir şeyi kaybetmiş gibi! ama izah edemem ki !kaçınılmaz deliliklerim var. gördüğüm aynada seyirci kalıyorum kendime, aynaya baktıkça pencere açılır önüme işte o an kendi yalnızlığımı seyretmeye koyulurum,gördüğüm şey,benden kopan beni terk eden hiç bir şeyin geri gelemeyeceğini işaret eder.ölümle yüzleşmek gibi kendimle yüzleşmek.hayatın anlamsızlığı anlamlı geldiği bir kaç dakikanın dışındaki tüm anlar değil midir?yaşamaya çalışırken çarpışmak seninle!
tüm yaşananları unut şimdi!!!
ayağa kalkmalısın.eline bir kibrit al,çak,mumu yak.mum kokusu odaya boşalsın.az sonra çekip gideceksin biliyorum.,giderken ılık ılık dağıl beynimde.ama sakın kırmızı şişeye dokunma! bu saatten sonra zorlama beni,beni bilirsin,öyleyse eğer tek kelime etmeden terk et beni!düşün şimdi benim yerimdesin,yaşadıklarımdasın,bensin şimdi!bu cümleyi şimdi hemen gözünü kapatarak tekrar et!
söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla
o kadar belliydi ki;
kalbi adeta yüzüne asılmış bayrak gibi dalgalanıyordu.baktığı her yerde, kulağına ilişen şarkılarda aradığını görmemek mümkün müydü? asla!şimdi düşündüm de anneannem nasıl oyuncaklarla oynardı!anlamıyorsa onu gömmeliydi, değil miydi yeterli olan bir kazma bir kürek.
burda kreplerden bahsetmeyeceğim.hatta bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olması söz konusu bile olamaz,bunların burda işi yok.hatır nedir bu önemli mi peki var mı sizin için bir anlamı bunun?göz bebeklerin büyüdü şimdi.keşke bunun için sevseydim seni öylemi?öyle!.yıkadığım saçlarım,sırtıma birer birer damlarken şimdi anlamanın hiçbir işe yaramadığını tekrar anladım.yeni ayakkabılarımla kanıyorum.allah rahatlık versin!kelimesi yoktur hayatın.
var olun!sağ olun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)




