22 Kasım 2012 Perşembe

yeni adresim






burası huzur sokağı,bakmayın sokak dediğime burası benim yeni adresim.bugün adresimi değiştirdim yeni evim burası benim.yeni yaptım.önünden dere akıyor,kocaman bir balkonu var buranın balkonunda kocaman ahşap bir masa var,masanın üstü rengarenk mumlarla dolu,semaver var, çayı sevdiğimden hep orada hazır.tam karşısında limon ağaçlarım var kokusunu çekiyorum taze taze içime, çam ağaçlarım da var,derenin sesiyle arınıyorum burada. iklimi çok değişken huzur sokağımın, birden güneş açar burada, birden tatlı sıcak yağmur bastırır,yağmurun toprakla buluşmasından çok sevdiğim o koku yayılır,gökkuşağı hiç eksik olmaz gök yüzümden. burayı bugün yaptım,buradayım şimdi huzur dolu burası. kimsenin bilmediği,kimsenin bana zarar veremeyeceği,beni incitemeyeceği,gelemeyeceği bir yer.ben çok sevdim burayı,uzun zamandır yazmıyordum,yazamıyordum ihtiyacım olan huzuru yeni adresimde bulmanın sevinciyle yazıyorum şimdi,mutlu bir yazı yazdığımı fark ederek.evet mutlu bir yazı bu. bu evimi çok sevdim,kocaman balkonundayım şimdi,gecenin karanlığını bölmek için tek tek yakıyorum mumları,yaktıkça keyfim daha da yerine geliyor,yalnız olduğumu sanmayın,yanımda bir melekle yaşıyorum şimdi.bana keman çalıyor,çok güçlüsün diyor bana,öyle masum ki, o kadar tatlı ki, içten, samimi, dürüst,uzun uzun sarılıyor bana.unutma diyor güçlüsün sen.evet diyorum güçlüyüm.bu adres bana güç veriyor.artık buradayız,korkmak yok,kimseler bizi bulamaz,hiç kimse bize zarar veremez.buraya bizden başkası gelemez,seviniyoruz,gülüşüyoruz meleğimle.hadi diyorum ona boya kalemlerimizi alalım sen benim resmimi çiz bende senin.gözlerinden başlıyorum onun,ışık saçan gözlerini çiziyorum meleğimin önce,orada kalemi bırakıp soruyorum ona gösterir misin sen nasıl çizdin beni.kağıdı bana doğru uzatıyor,bak çizdim seni,hayrete düşüyorum,kocaman iki el yapmış,bu sensin diyor,aklıma gördüğüm rüya geliyor hemen, hz. fatıma'nın eli.gülümsüyorum.burada üzülmek yok, kaygı yok,olumsuz hiç bir şey yok sadece ikimiz varız,bana hep sarıl olur mu diyorum,sarılmak benim için çok önemli.yanıma geliyor kokusunu içime çekiyorum,o da beni kokluyor,her zaman ki gibi,kimse senin gibi güzel kokmuyor diyor bana,meleğime diyorum ki bu kokuyu sadece sen duyabilirsin.hadi şimdi bana samanyolunu çal diyorum.memnuniyetle diyor,müzik başlıyor yağmurla birlikte iki sesin birbirine karışmasıyla yeni adresimde çok daha mutlu oluyorum,güzel kokular güzel yaşantılar,artık buradayım
.tam olarak burada...
olmak istediğim huzurun içinde.

1 Ekim 2012 Pazartesi

yok







ne geleceğini bilmiyorum,gelecek bunu biliyorum sadece.bu kadar yaklaşmış olabilir mi.bırakın ne olursam olayım,bana daha fazla acı yaşatmayın ne olur yalvarıyorum size.çektiğim acıları yorumlayacak kadar aklı başında değilim.çok geç artık darmadağınığım.son sözü söylemek, yok olup gitmek.
gururum yok olmuş,buna çok eminim,emin olduğum tek şey o çok değer verdiğim,onsuz olamam dediğim gururumun elimden alınmış olması.artık çok geç. artık yok.yok.

tamam siz kazandınız yenilgimi kabul ediyorum.oysa kör olmalıydım değil mi.suçluyum.neden susuyorum sanki,daha fazla gurursuzluk yapmamak için mi.gururumun elimden alınıp atıldığım kuyudan bakıyorum şimdi.sizin özenerek açtığınız o kuyudayım. bakın beni görebiliyor musunuz.zavallıyım öyle değil mi.benim için açılmış bir kuyu, kazarken aklınıza bile gelmemiştir,aslında burayı benim için hazırladığınız.çok karanlık burası, nefes alamıyorum.en çok kendimi kırdım bu hayatta.bakın ağlıyorum ağlamam ne ifade ediyor size,bakın bunu bile bilmemeniz,size bildirmemem gerekirdi.gurursuzum ben ağladığımı, acı çektiğimi söyleyecek kadar gurursuz.kocaman bir aptal olduğum için ağlıyorum.ellerim soğuk.kimse bilmeyecek,kimse neden şu anda köpek gibi ağladığımı bilmeyecek.beş para etmez değersiz biriyim şimdi ve gurursuz.

ne çok da değer verirdim,her gün uyandığımda ilk iş allayıp pullar,cici elbiseler giydirirdim o en değer verdiğim gururuma.onsuz yaşayamazdım ona iyi bakmalıydım çünkü.bakın şimdi yok.yaşayamıyorum.kimse yok, ses yok,beni anlayacak,"elini ver, bana yaslanabilirsin" diyen kimse yok. anlıyor musunuz beni.samimiyet yok,oysa anlaşılmayı ne çok isterdim,ama anlatamam daha çok küçülemem. bunun ne demek olduğunu bilemezsiniz. kocaman dünyada kapladığım küçücük yerden rahatsız oluyorum,varlığım kalbime ağır geliyor, kalbim varlığımı taşımak istemiyor. üstüme gelmeyin sadece bakın tam olarak bakın buraya hiç bir şey anlamsız değil burda, her kelimenin anlamı var, çaresizliğimin kalbimden süzülüşü var. ben varım. hiç bir yerde olmamıştım burda olduğum kadar. korkuyorum sizden,tarafınızdan anlaşılamamaktan,yanlış anlaşılmaktan.sizi kırmaktan, üzmekten korkuyorum.

biliyor musunuz samimiyetinize inanmayı öyle çok isterdim ki, kalbimi sonuna kadar size açmayı.beni yanlış anlamayın kimsenin üzülmesini istemiyorum, hangi birini neyi nasıl halledebileceğimi, nasıl bu dağınıklığın içinden çıkabileceğimi bilmiyorum.cahilim. tek sanık benim burda. dibi, taa dibi görüyorum. artık deniz mavi değil mesela, gemiler beyaz değil, orman yeşil değil. her şeyin rengi değişti. sizin gördüğünüz gibi göremiyorum, renkler sizin algıladığınız gibi değil benim için.

yağmura kızıyorum şimdi, her yanım kırık, oysa ne çok severdim yağmuru anlatabiliyor muyum. o çok sevdiğim yağmurun bile anlamı değişti sayenizde. anlamlarımı neden aldınız benden. yağmur neden güzel değil şimdi. ya deniz neden siyah, ormanlarımı neden yaktınız ne kötülük ettim size. neden renklerimi çaldınız benden, her yer her şey neden siyah.

kadere inanıyoruz değil mi bir şekilde, kaderi buymuş diyebilir misiniz şimdi. bende sizin gibi allah'ın kulu değil miydim peki.

şimdi yok, şimdi yokum, bedenim var mesela ama aklım yok, fikrim yok, kalbim yok, ellerim yok, dudaklarım yok, dilim yok, saçlarım yok, gözlerim yok. hani güzeldim ben, hep böyle söylerdiniz bana, o zaman neden yok ettiniz beni, neden yok saydınız beni. şimdi bu kaderim mi benim. öyle mi yani.

cahildim, şimdi daha da cahilim, sevmiştim, her şeyi sevmiştim ben. dünya beni sevmemiş içindekiler beni anlamamış, nasılsın diye soruyorsunuz bana, nasıl olmamı isterdiniz, gerçekten iyi olmamı ister miydiniz. neden kandırdınız beni, gururumu neden yok saydınız o zaman benim.neden şimdi gözleriniz bu satırlarda dolaşıyor, ne arıyorsunuz burda, aradığınız burda mı peki, neden burdasınız. bana söylemenize gerek yok kendinize itiraf edin istiyorum. bana haksızlık yaptığınızı kendinize söyleyin.

sessizliğim sağır ediyor beni.

gittikçe bu sessizliğin içinde yok oluyorum, yok olmamı izlerken zevk alıyor musunuz. varlığım ya da yokluğum sizin için ne ifade ediyor. hani gençtim ben, içim kıpır kıpırdı, hani zıplıyordum, yok yalancıyım ben, böyle yaşamayı öğrettiniz bana. buna gebeyim anladınız mı beni şimdi.aynada gördüğüm karartıdan başka bir şey değilim şimdi. aynaları severdim, sıkılmadan izlerdim kendimi, kalbimi görürdüm kendime baktığımda, heyecanımı görürdüm. kötülüklerinizle beni kararttığınızı görüyor musunuz şimdi.yok. yok. soğuk ve anlamsız.

istemezdiniz değil mi amacınız bu değildi, insan insanı yanlışlıkla öldürebiliyor bunu hepimiz biliyoruz, yanlışlık mı oldu diyeceksiniz, ama bakın ben öldüm, niyetiniz bu değildi değil mi. şimdi ne yapacaksınız benim için.

öyle karanlık ki burası zevkle açtığınız o kuyuda yapayalnızım şimdi.
eğlenerek yaktığınız ateşle üşüyorum.

28 Eylül 2012 Cuma

bir şey oldu bugün

                 






                                      güzel yazı isteyene...


gencim içim kıpır kıpır,
şükürler olsun,
zıplıyorum.
oynuyorum.
oynuyorum.
oynuyorum
küçükkende güzel oynardım.
en çok oynadığım oyun evcilikti.
hala oynuyorum.
kimse durdurmasın beni.
gencim.
güzelim.
hayatı seviyorum.
ellerimi açtım bugün.
anladı beni.
ağaçların altındaydım.
duy beni dedim.
duydu.
içim kıpır kıpır.
bir çılgınlık yapmam lazım.
kimse durdurmasın beni.


22 Eylül 2012 Cumartesi

iki elma







ahh istanbul sen ne acayip bir şehirsin böyle.şuna bak bir yılı geçti sana yerleşeli,asla yaşayamam dediğim sende uyuyorum, uyanıyorum şimdi,üstelik sana gelmem için düşünecek pek de vaktim olmadı,tam tamına bir günde karar verdim sana gelip tadına varmaya.şimdi sendeyim,seninleyim,sana bakıyorum,seni dinliyorum,ne kadar kalabalıksın,ne kadar dolu.sana geldiğim gün, şöyle bir baktım üzerinden geçerken,bu yükü nasıl taşıyorsun.hele bir de her gelen benim gibi yüklü geliyorsa sana, yük üstüne yük.


ne kadar güçlüsün,ne kadar güzel ve ne kadar yaralı.bana benziyorsun,sana benziyorum.
seni sevişim bundan, güçlü olmak zorundayız ikimizde,ağladığımızı kimse görmemeli,sırrımızı öğrenirlerse bize zarar verebilirler.ahh istanbul ne kadar acayibiz öyle değil mi?


kocaman hissediyorum içimi aynı senin büyüklüğün gibi, beni içinde taşırken bende nefes alıyorsun.bir köşende yaşamama izin verdiğin için teşekkür ederim sana.kader ikimizin arasında ağlarını örüyormuş da bana büyük laflar ettiriyormuş.istemiyordum seni, şaka değil haa.ama sakın darılma bana,sana yalan söylemeyeceğim,seni gezilecek, gönül eğlendirilecek bir yer olarak gördüğüm için bağışla beni.şimdi seninleyim ve hiç pişman değilim,mutluyum kalbimin senin içinde atmasına,sende gülmeye sende ağlamaya.sayende tüm davranışlarım daha anlamlı,senin büyük anlamının bana sirayet ettiğini ta içerlerden hissediyorum.


kabuk bağlayan yaralarımı soyunurken,senin varlığınla daha da güçlüyüm şimdi.senin içinde ruhu olmayan bedenler gördükçe ruhumun daha da farkındayım,eğer sen böyle kalabalık olmasaydın kendimi farkedemeyecektim,bana ıssız yerlerini öğret istanbul,sen ve ben baş başa kalalım.sana anlatacaklarım var.


iki elmam var elimde sadece seninle paylaşmak için.
nereye dersen orada kaybolmaya razıyım.



11 Eylül 2012 Salı

yakın







çarşafın buruşukluğu ve duruluğu ,yelkenlinin devinimi sana neyi gösteriyor.kaybolmuş gri bir anı,değişime asla izin vermeyen.söylesene ne görüyorsun burada,anlatabilir misin bana.

buraya; bu resme yüklediğim anlamı,hissettiklerimi,baktığımda; ben ıslak olduğunu biliyorum,görüyorum.söylesene bu bilgileri sana verdiğimde buraya yüklediklerimi sana gösterebiliyor muyum?

saçlarımın arasında saklıyorum anahtarını .gel öpeyim madem,nefesimi derinden hissedersen sana gösterebilirim,sende saklanabilirim.

beni saklamak ister misin?


6 Eylül 2012 Perşembe

şimdi






saatler boyu öylece oturup kaldım.
...
gittikçe arınıyorum kendimden.
gördüm.
yaşam; ölüm var diye anlamlı ve güzel.
bildim.
bekliyorum gidemiyorum.
...

4 Eylül 2012 Salı

rüyamı kustum







aklımın benimle oynadığı rüyayı tüm gün zihnimde taşımaktan halsiz düştüm.bir sürü kadın ve çembere aldıkları ben,bir tanesinin derdi benimle diğerleri figüran.kalbimi eline almış nasıl da sıkıyor,kalbimi kirletmene izin veremem,ne söyleyeceksen dinlerim ama diyeceklerin bittikten sonra hemen terk et burayı.seni daha fazla görmeye tahammül edebileceğimi sanmıyorum,varlığınla ruhuma eziyet ediyorsun.senin benimle ne gibi bir derdin olabilir,yolda yürürken bile yan yana geçebilecek iki insan bile olamayız biz.
bilmem kaç dakika sürdüyse rüya ,aptal olduğumu söyleyip durdular.

rüyada ağladığında insan, nasıl bir gerçekliğin içinde hisseder kendini.

en sevdiğim rüyalarım babamın çıkıp geldiği uzun uzun sarıldığımız rüyalardır.bu rüyalardan da ağlayarak uyanırım.sahiden yaşamış gibi geri gelmiş ve artık hiç beni bırakmayacakmış gibi olur ve sevinçten ağlarım.niye saklandın baba artık beni hiç bırakma sensiz çok güçsüzüm derim.artık gitmeyeceğini hissettiğimde de uyanır hayal kırıklığı yüzünden ağlarım bu defa da.

içlerinde en kısa boylu olan bana mutlaka bilmem gereken şeylerin olduğunu söyledi,aylarca aramış beni,ertelemek zorunda kalmış diyeceklerini,çok uğraşmış bulmak için.saçları omuzlarına kadardı.boyuna göre kilolu bir kadın.derdi ne anlayamadım,dudaklarındaki ruj ağzından hayırlı şeyler çıkmayacağını hissettiriyordu bana.

masamın üstündeki tozu silerken,çekmecemden çıkardığım ruju dudaklarıma sürünce rüyayla da harmanlayınca ruj ve ben asla iyi iki arkadaş olamayacağımızı anladık .
sizin gibi insanların benimle ne işi olabilir,ne istiyorsunuz benden.haykırıyordum.

15 aralık -15 ocak.
15 aralık-15 ocak.
15 aralık-15 ocak.

hala dönüyor.durdurun inecek var diyorum tiye almıyor beni.uzun zamandır bir rüyanın etkisinde bu kadar çok kalmamıştım.esir alınmaktan nefret ediyorum.ve şimdi daha çok.
senden çaldığımı benden çaldın,bu zarfların sahibi benim,o halde bu aslında benim.
her türlü kötülüğü getirebilirim başına senin,dünyanı yıkarım altından kalkamazsın,bunları duyarken yutkunamadığımı hissettim.

sende bana ait ne varsa al git neyse ama ne istiyorsan karşılığında bir daha seni görmek istemiyorum.yeter  ki yüzünü bir daha bana gösterme.
neydi istediği bilemedim ama.

rüyamı kustum buraya,aklımdan kustum, şimdi daha iyiyim.






2 Eylül 2012 Pazar

üzme beni





patlamaya hazır bir kalple nasıl yürünür.kafamı kuma gömmeyi istiyorum.saatlerce su altında kalarak kararlar almaktan müthiş bir zevk yanı sıra da kocaman acıların kalbime,aklıma pompaladıklarını duyabilmek.acılarımı sulara karıştırırken beynimi yerinden söküp kara delikten aşağıya yuvarlamayı isteme hissi.
yazmanın özgürlük olmasına sığınarak yazdıklarım,kelimeler,cümleler,satırlar,satır aralıkları.suskunluğa gömüyorum kelimelerimi, bundandır tam olarak kelimesi yok.

biz şimdi kendimizi bir başkası sanarak yaşıyor ve aslında kim olduğumuzu tamamen unutamıyorduk.kendimize doğru sürükleniyor aynı hızla da kendimizden uzaklaşıyorduk.bir kendimizdik,bir de olması gereken.rahat ol benim yanımda dilediğin kadar rahat olabilirsin,sen rahat ol ki bende kendim olabileyim.anlatabiliyor muyum.artık anla.bunu iyi anlamanı istiyorum.

benim gibi ateşle oynayamazdı kimse buna kalıbımı basarım.

dün krep yaparken çaresizliğimin dozunun arttığını gördüm acı gözyaşlarımdan bir kaç damla çıkarıp krebime kattım.sonra bir kaç damla da sevinç gözyaşlarımdan akıtıp demlediğim çaya ekledim.gözyaşlarımla karıştırdığım sofrayı sevdiklerime sundum.acıyla sevincin birleştiği akşam yemeğini yarış halinde yemelerine güldüm,acımın ve sevincimin bu kadar lezzetli olması beni içten içe düşündürdü.,benden bir parça tatmanın bu kadar keyifli olabileceğini tahmin bile edemezdim.sen kaç tane yedin son kalanı kim yesin muhabbetleri,herkesin gözü tabakta en son kalan acı gözyaşlarımı kattığım krepte dikili kalmıştı,krebi en çok sevdiğini düşündüğümüze bunu sen yemelisin diyerek son acı gözyaşımı onun yemesini gözlerinin taa içine bakarak ilgiyle izledim.krep yaparken üzüleceğim ölsem aklıma gelmezdi.tuhaf bir insan olup çıktım ben.son krebin sahibinin gözlerinin içine bakarak;(içimden yüzüne karşı)son krebi sen yedin.senden bir isteğim var üzme beni,bugün yanağımı öpersin yarın toprağımı dedim.anlamadı sanırım.zaten acı gözyaşımı çok sevdiğini de anlamamıştı.herkes mutlu ayrıldı sofradan.
şimdi gülümsedim ve içeriye minik bir cadı girdi.

30 Ağustos 2012 Perşembe

29 Ağustos 2012 Çarşamba

bu dünya son değil ötede devamı var






ruhum,riske girecek misin yine?
tam da böyle bir bahiste
yüzlercesi kaybetti
ama onlarcası kazandı her şeyi


melekler oy kullanırken nefes nefese
seni kaydetmek için oyalanıyor
hevesli küçük şeytanlar parti toplantısında
ruhum için çekiliş yapıyor


          emily dickinson

28 Ağustos 2012 Salı

elim sende

şimdi anlayarak...






tam olarak burdayız





kötü bir yaşamı bitirmek isterken binmek istediğin geminin batmasını uzaktan izlerken sen...
beni boş ver şimdi
ruhunu şeytana satmış bir kadın
ve
ardından gelen hayal kırıklıklarıyla...
hepimiz şimdi tam olarak burdayız.


güçsüzdün,sığınacak bir liman aradın kendine.burası doğru yer dedin,inmeliyim bu limanda.tüm kalbinle bedeninle durmak istediğin noktanın burası olduğuna inandın.bu sefer hayatım değişecek güzel şeyler yaşayacağım umuduyla sığındın ona.inanmasanda bana, seni çok iyi anlamanın rahatlığı içerisindeyim şimdi.duyguların o kadar masumdu ki o kadar içten,bilemedin işte.kim bilebilir ki?

insanlarla oynamanın onun becerebildiği en iyi oyun olduğunu nereden bilebilirdin.inandığın tek şey vardı,mutlu olabilirim anlaşılmak güzel.ona sahip olabilirdin ama ruhunu sana asla vermeyecekti bilemedin. onunla bir hayatı paylaşamayacaktın bilemezdin.

sen inandın hep...
kendini görmek için gidiyordun ona.orası senin yokluğundu bilemezdin.utanmıyordu hiç,sana vereceği zararlar umrunda bile değildi,onda senin işine yarayacak bir şey olmadığını göstermekti niyeti.oyun oynamak.yazarın okuyucusunu ele geçirmesi.

sen, masum herkesi kendin gibi sanan,amacı seni elde etmek değil kendini tatmin etmekti bilemezdin.sana mahvettiğin masumiyetini geri verdiğini söyledi.haklıydı da sen o değildin,olamazdın.seni içine çekti önce besledi ve kustu sen bunu hak etmedin.kaderi geri çeviremezdin,yapabileceğin en iyi şeyin görmezden gelmek olduğunu öğrettin kendine.evet ona teşekkür etmeliydin haklıydı.oysa senin dilinden konuşuyordu,mutlu olabillirdin.yazar az önce seviştiği kadının ölmesine neden üzülmez?

aslında çok da kötü bir yaşamın olmadığını oranın en iyi yer olduğunu kader sana sadece böyle gösterebilirdi.biz bilemeyiz.

evcilleştiğin yere dönmeliydin.seni koşulsuz bekleyen,seven iki kişi vardı orada. yapılabilecek tek şey seni her koşulda korumak, kanatları altına almak isteyen gerçekten seven biri olduğunu lale olmasaydı bilemezdin.anladığın şeyler sana anlayamadıklarını gösterdi bu fena mı? bence değil.

daha büyük sonuçlara varmak için kendini iyi gösteren söylesene lale sen nasıl bir şeysin?
tam olarak buraya ulaşman zor biliyorum,rast gelebileceğin bir yer bile değil burası.daha büyük sonuca varmanın sevinciyle mi yaşıyorsun şimdi?

onunla seviştin masumiyetini aldın da ne geçti eline,kimi kirlettiğini düşünüyorsun?biliyor musun senin şeytana ihtiyacın yok.vardığım tek kanı bu. belki de en büyük hesaplaşmam seninle olacak.

ben tam olarak burdayım.ama sen,sen kocaman bir  bok çukurundasın.asla gelemeyeceğin buradan sesleniyorum sana.neyin intikamını alıyordun?

şimdi sen zevkine var,mutlu ol.inan hak ediyorsun bunu.
ben korurum onu severim,dilinden anlamam belki ama severim,o sadece inanılmak istedi.ama sen bu oyunu oynarken hiç utanmadan inançlarını yıktın onun.bilmiyordun! onun inançları senin gibi biri yüzünden yıkılacak kadar küçük değildi.kapısını her gece çalan bir şeytandın sen göremedi,bilemezdi.


benim önceliğim kendimden önce sendin.
seni gerçek güzelliklerle sadece ben sevdim


ve


şimdi kanat beni!
sonra
yaralarımızı saralım.



bunu bir düşün istersen.
tam olarak burdayız şimdi.


26 Ağustos 2012 Pazar

oysa siz kendinizi kandırdınız hep





oyuna gelmemek için ölüyorum.
hayatım kontrolüm altında değil.
zaman yok.
kim işledi benliğime bunları.
kendin ol biraz.
içime kustular.
seni anlamayan varlıklarla doldurdun hayatını.
hayır öldürüyorlar beni,
biraz siz biraz da ben.
dünyanın dışına, önüme gelen her şeyi tekmeleye tekmeleye, siktir olup gideceğim.
nasıl yok saydıysanız,öyle yok oluyorum işte.
sonra avutunuz kendinizi.
ne kadar güçsüz gözüküyorum öyle değil mi oradan baktığınızda.
içinizden nasıl da oyuna geldi nasıl da kandırıldı aptal dediğinizi duyamıyorum mu sandınız.
çok hoşuma gidiyor artık aldatamayacaksınız beni.
bu zevkin üstüne şimdi yakabilirim sigaramı.
ateş önemli bunu siz bilemezsiniz.
 ilk ciddi hayallerimi kibrit yakarak kurardım,kısa hayallerdi,ama derin.
 onları ateş sönene kadar yazıp bitirirdim kafamda.
oysa ne kadar masumdum o zamanlar.
şimdi ya şimdi!
masumluğumu hayallerimi siz çaldınız.
kurduğum ümit ettiğim hayallerin içinde siz yaktınız beni.
sevinin şimdi.
gitmemek için çok direndim,
durdum
 durdum
 durdum.
anlamadınız bunu.beni hiç anlamadınız.
alın size yokluğumu hediye ediyorum.
arkamdan keşkelerle kandırmayın kendinizi.
anlasaydınız anlatmaya binlerce kez çalıştım.
anlamadınız,
anlamanızda bir şey ifade etmiyor artık.
şimdi ben sonsuzluğum.
inanmadınız bana.
...
yolun sonu, kesin bitiş.
mutlu musunuz şimdi?



25 Ağustos 2012 Cumartesi

şimdi yerim yok aldanmaya

yeni güne uyandıran



rastgele açılan bir sayfa



yani,ben...ben kendim artık hiçbir şey anlıyamaz hale geldim.
bu sözleri ona,bir yabancıya söyler gibi söyledi.bir zamanlar bu adamın malı olduğuna dair hiç bir şey hatırlamıyor,kendi vücudunu bile artık pek hissetmiyordu.sanki her şey,öncekinden daha çapraşık hale gelmişti.ırene sadece bu karışıklığın bir yerinde bir yalan bulunduğunu biliyordu.fakat düşünemiyecek kadar yorgun,göremiyecek  kadar bitkindi artık.merdivenleri,gözlerini kapamış,darağacına çıkan bir mahkum gibi indi...

sarıl ve daha sıkı



meleğim'e

anne dünya sensiz yaşayabilir ama sen sensiz yaşayamazsın dikkat et kendine.
edemiyorum yavrum, kendime dikkat edemeyecek kadar yorgunum.
senin bir melek olduğunu,bana verilen en güzel şeyin sen olduğunu nasıl anlatabilirim sana.
kelimelerimi kaybettim,hiç konuşmamak üzere susmak istiyorum.
sen melek! bir gökkuşağı kadar güzelsin,
sakın kaybolma, üşüyorum.
sarıl daha sıkı.
varlığın varlığıma armağan oldu.
renklerinle kaldığım karanlığı aydınlat.
sen böyle mutluyken içimdeki hüzün sorun mu?

24 Ağustos 2012 Cuma

sis




ne zaman böyle olsa midem ağzımdan çıkacak gibi oluyor.midemdekilerle  birlikte aklımı, kalbimi de kusmak istiyorum.kendinden nasıl arınabilir insan,kendinden nasıl kurtulabilir?kesin bir biçimde kendimden kurtulmanın yolunu bulmam için bana yardım et,bunu sadece senden istiyorum,bu satırlarda gezinen bir çift gözün sahibinden,şimdi burada sen ve ben varız,yardım edecek misin bana?yok sayarak yaşayabilir misin?.tek ihtiyacım olan doğru kelimeleri bulmak.

istediğim renkli bir hayat değil su gibi doğal, şeffaf , dümdüz yaşamak.elimdeki ekmeği ikiye bölebilirim.benimle kuru ekmeği paylaşmak ister misin?ama iyi düşün kuru bir ekmekten başka paylaşacak hiç bir şeyim yok.yüreğim var kimsenin el değmediği keşfedilmemiş bir yanım var, kendimin bile bilmediği.bulunmayı bekleyen,küf tutmadan iyice,bir parça kuru ekmeğe karşılık beni anlamak ister misin?aç olduğumu unutmamak şartıyla,doğru kelimelere aç olduğumu unutmamalısın,belki de seni yaralayacağım,dümdüz bir hayat isterken ben,karmakarışık bir hayatın tam ortasında da bulabilirsin beni,varlığını hissediyorum,bir gün bir yerde bana sihirli  kelimeleri armağan edeceğin günü bekliyorum,inanıyorum buna.

bu sessizliği kim bıraktı buraya.

sisleri kaldır.üşüyorum.çok bekletme beni,geç kalırsan burada olmayabilirim.

güzel düşün güzel yaşa



hepimizin merak konusu ölüm ve yaşam.
nasıl gelirsek bu dünyaya ölümün de kaçınılmaz son olduğunu biliriz.her insan dünyaya gelir ve yaşamaya başlar,ta anne karnındayken mücadele etmeye başlarız aslında hayata tutunmak için.var olan her şeyin yaşamaya hakkı olduğu gibi hayatından da lezzet almaya da hakkı olduğuna inandım hep.çoğu kez kader  küçük yaşta da olsak bu lezzeti yaşama isteğimizi elimizden bir çırpıda alıverir ve ne olduğumuzu unutturur bize.sonrasında da sadece yaşamak zorunda olduğumuzu düşündüğümüz için yaşarız, intihar etmenin büyük günah olduğunu öğrenmişizdir çünkü.hayattan tat almak için değil,kurallar, oyunlar, yapılması gerekenler,sorumluluklarımız,anne oluşumuz evlat oluşumuz dost oluşumuz bizi bu hayat denen oyunun içinde kalmaya zorlar.istemeye istemeye de olsa buna mecburuzdur.bizi sevenleri üzmeye hakkımız olmadığını da düşünürüz  çoğu kez.bakın işte istediğimiz için değil öyle olması gerektiği için yaşarız.şunu da biliriz kim mutlu ki,kim hayatından lezzet almış(tam teslim olmuş insanların dışında)dünya bize ite kaka yaşamayı enjekte etmiş durmadan.

ne demiş mevlana;
düşüncen konuşmana,konuşman hareketine,hareketin kaderine yansır,güzel düşün güzel yaşa.
güzel düşünen hayatından lezzet alır,tamam ama baktığımda güzel düşünen insanlar yok ki,nerde her şey için güzel düşünen ve hayatından lezzet alan insan,nerede varsa yerini söylesin adresini versin bana öğrencisi olmak isterim.düşüncesini kontrol edebilen hayatından lezzet alan bir insan olabilmek için neleri feda ederdim kimse tahmin bile edemez.

evet düşündüğümüzü dile getiriyoruz önce, sonra düşündüğümüz eylemimiz oluyor,sonra ise kaderimizi bu eylem üzerine yaşamaya başlıyoruz.ne kadar da doğru!

peki polyanna olmak zor mu?ne kaybederiz ki güzel düşünüp güzel yaşamaya çalışsak,nefsimizi bir kenara atmayı neden başaramıyoruz haşa allah mıyız ki biz kaderi suçluyoruz isyanlarda yaşamak çok mu akıllıca.

işe kafaları düzeltmekten başlamalı,tatlı dilin ne demek olduğunu anlayabilirsek sorunsuz yaşamaya da başlayabilir miyiz?



18 Ağustos 2012 Cumartesi

bensin şimdi





bir şey var  içimde, emin olduğum. .burdayım derken yerimi belli etmeye çalışırken sana, tam olarak burdayım derken,tüm eksikliğimin sebebini sana bağlarken huysuz çocuklar gibi kavga çıkarttığımı düşünürsün.kalabalığın içinde bir hayalet gibi,içimde, o en derin yerimde mühim bir şeyi kaybetmiş gibi!     ama izah edemem ki !kaçınılmaz deliliklerim var. gördüğüm aynada seyirci kalıyorum kendime, aynaya baktıkça  pencere açılır önüme işte o an kendi yalnızlığımı seyretmeye koyulurum,gördüğüm şey,benden kopan beni terk eden hiç bir şeyin geri gelemeyeceğini işaret eder.ölümle yüzleşmek gibi kendimle yüzleşmek.hayatın anlamsızlığı anlamlı geldiği bir kaç dakikanın dışındaki tüm anlar değil midir?yaşamaya çalışırken çarpışmak seninle!
tüm yaşananları unut şimdi!!!
ayağa kalkmalısın.eline bir kibrit al,çak,mumu yak.mum kokusu odaya boşalsın.az sonra çekip gideceksin biliyorum.,giderken ılık ılık dağıl beynimde.ama sakın kırmızı şişeye dokunma! bu saatten sonra zorlama beni,beni bilirsin,öyleyse eğer tek kelime etmeden terk et beni!düşün şimdi benim yerimdesin,yaşadıklarımdasın,bensin şimdi!bu cümleyi şimdi hemen gözünü kapatarak tekrar et!
çıkarken pencereyi kapatmayı unutma.

söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla





o kadar belliydi ki;
 kalbi adeta yüzüne asılmış bayrak gibi dalgalanıyordu.baktığı her yerde, kulağına ilişen şarkılarda aradığını görmemek mümkün müydü? asla!şimdi düşündüm de anneannem nasıl oyuncaklarla oynardı!anlamıyorsa onu gömmeliydi, değil miydi yeterli olan bir kazma bir kürek.
burda kreplerden bahsetmeyeceğim.hatta bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olması söz konusu bile olamaz,bunların burda işi yok.hatır nedir bu önemli mi peki var mı sizin için bir anlamı bunun?göz bebeklerin büyüdü şimdi.keşke bunun için sevseydim seni öylemi?öyle!.yıkadığım saçlarım,sırtıma birer birer damlarken  şimdi anlamanın hiçbir işe yaramadığını tekrar anladım.yeni ayakkabılarımla kanıyorum.allah rahatlık versin!kelimesi yoktur hayatın.
var olun!sağ olun!

16 Ağustos 2012 Perşembe

ben geldim ve tam olarak burdayım,bakmayı bildiğin her yerden çıkabilirim!