28 Eylül 2012 Cuma

bir şey oldu bugün

                 






                                      güzel yazı isteyene...


gencim içim kıpır kıpır,
şükürler olsun,
zıplıyorum.
oynuyorum.
oynuyorum.
oynuyorum
küçükkende güzel oynardım.
en çok oynadığım oyun evcilikti.
hala oynuyorum.
kimse durdurmasın beni.
gencim.
güzelim.
hayatı seviyorum.
ellerimi açtım bugün.
anladı beni.
ağaçların altındaydım.
duy beni dedim.
duydu.
içim kıpır kıpır.
bir çılgınlık yapmam lazım.
kimse durdurmasın beni.


22 Eylül 2012 Cumartesi

iki elma







ahh istanbul sen ne acayip bir şehirsin böyle.şuna bak bir yılı geçti sana yerleşeli,asla yaşayamam dediğim sende uyuyorum, uyanıyorum şimdi,üstelik sana gelmem için düşünecek pek de vaktim olmadı,tam tamına bir günde karar verdim sana gelip tadına varmaya.şimdi sendeyim,seninleyim,sana bakıyorum,seni dinliyorum,ne kadar kalabalıksın,ne kadar dolu.sana geldiğim gün, şöyle bir baktım üzerinden geçerken,bu yükü nasıl taşıyorsun.hele bir de her gelen benim gibi yüklü geliyorsa sana, yük üstüne yük.


ne kadar güçlüsün,ne kadar güzel ve ne kadar yaralı.bana benziyorsun,sana benziyorum.
seni sevişim bundan, güçlü olmak zorundayız ikimizde,ağladığımızı kimse görmemeli,sırrımızı öğrenirlerse bize zarar verebilirler.ahh istanbul ne kadar acayibiz öyle değil mi?


kocaman hissediyorum içimi aynı senin büyüklüğün gibi, beni içinde taşırken bende nefes alıyorsun.bir köşende yaşamama izin verdiğin için teşekkür ederim sana.kader ikimizin arasında ağlarını örüyormuş da bana büyük laflar ettiriyormuş.istemiyordum seni, şaka değil haa.ama sakın darılma bana,sana yalan söylemeyeceğim,seni gezilecek, gönül eğlendirilecek bir yer olarak gördüğüm için bağışla beni.şimdi seninleyim ve hiç pişman değilim,mutluyum kalbimin senin içinde atmasına,sende gülmeye sende ağlamaya.sayende tüm davranışlarım daha anlamlı,senin büyük anlamının bana sirayet ettiğini ta içerlerden hissediyorum.


kabuk bağlayan yaralarımı soyunurken,senin varlığınla daha da güçlüyüm şimdi.senin içinde ruhu olmayan bedenler gördükçe ruhumun daha da farkındayım,eğer sen böyle kalabalık olmasaydın kendimi farkedemeyecektim,bana ıssız yerlerini öğret istanbul,sen ve ben baş başa kalalım.sana anlatacaklarım var.


iki elmam var elimde sadece seninle paylaşmak için.
nereye dersen orada kaybolmaya razıyım.



11 Eylül 2012 Salı

yakın







çarşafın buruşukluğu ve duruluğu ,yelkenlinin devinimi sana neyi gösteriyor.kaybolmuş gri bir anı,değişime asla izin vermeyen.söylesene ne görüyorsun burada,anlatabilir misin bana.

buraya; bu resme yüklediğim anlamı,hissettiklerimi,baktığımda; ben ıslak olduğunu biliyorum,görüyorum.söylesene bu bilgileri sana verdiğimde buraya yüklediklerimi sana gösterebiliyor muyum?

saçlarımın arasında saklıyorum anahtarını .gel öpeyim madem,nefesimi derinden hissedersen sana gösterebilirim,sende saklanabilirim.

beni saklamak ister misin?


6 Eylül 2012 Perşembe

şimdi






saatler boyu öylece oturup kaldım.
...
gittikçe arınıyorum kendimden.
gördüm.
yaşam; ölüm var diye anlamlı ve güzel.
bildim.
bekliyorum gidemiyorum.
...

4 Eylül 2012 Salı

rüyamı kustum







aklımın benimle oynadığı rüyayı tüm gün zihnimde taşımaktan halsiz düştüm.bir sürü kadın ve çembere aldıkları ben,bir tanesinin derdi benimle diğerleri figüran.kalbimi eline almış nasıl da sıkıyor,kalbimi kirletmene izin veremem,ne söyleyeceksen dinlerim ama diyeceklerin bittikten sonra hemen terk et burayı.seni daha fazla görmeye tahammül edebileceğimi sanmıyorum,varlığınla ruhuma eziyet ediyorsun.senin benimle ne gibi bir derdin olabilir,yolda yürürken bile yan yana geçebilecek iki insan bile olamayız biz.
bilmem kaç dakika sürdüyse rüya ,aptal olduğumu söyleyip durdular.

rüyada ağladığında insan, nasıl bir gerçekliğin içinde hisseder kendini.

en sevdiğim rüyalarım babamın çıkıp geldiği uzun uzun sarıldığımız rüyalardır.bu rüyalardan da ağlayarak uyanırım.sahiden yaşamış gibi geri gelmiş ve artık hiç beni bırakmayacakmış gibi olur ve sevinçten ağlarım.niye saklandın baba artık beni hiç bırakma sensiz çok güçsüzüm derim.artık gitmeyeceğini hissettiğimde de uyanır hayal kırıklığı yüzünden ağlarım bu defa da.

içlerinde en kısa boylu olan bana mutlaka bilmem gereken şeylerin olduğunu söyledi,aylarca aramış beni,ertelemek zorunda kalmış diyeceklerini,çok uğraşmış bulmak için.saçları omuzlarına kadardı.boyuna göre kilolu bir kadın.derdi ne anlayamadım,dudaklarındaki ruj ağzından hayırlı şeyler çıkmayacağını hissettiriyordu bana.

masamın üstündeki tozu silerken,çekmecemden çıkardığım ruju dudaklarıma sürünce rüyayla da harmanlayınca ruj ve ben asla iyi iki arkadaş olamayacağımızı anladık .
sizin gibi insanların benimle ne işi olabilir,ne istiyorsunuz benden.haykırıyordum.

15 aralık -15 ocak.
15 aralık-15 ocak.
15 aralık-15 ocak.

hala dönüyor.durdurun inecek var diyorum tiye almıyor beni.uzun zamandır bir rüyanın etkisinde bu kadar çok kalmamıştım.esir alınmaktan nefret ediyorum.ve şimdi daha çok.
senden çaldığımı benden çaldın,bu zarfların sahibi benim,o halde bu aslında benim.
her türlü kötülüğü getirebilirim başına senin,dünyanı yıkarım altından kalkamazsın,bunları duyarken yutkunamadığımı hissettim.

sende bana ait ne varsa al git neyse ama ne istiyorsan karşılığında bir daha seni görmek istemiyorum.yeter  ki yüzünü bir daha bana gösterme.
neydi istediği bilemedim ama.

rüyamı kustum buraya,aklımdan kustum, şimdi daha iyiyim.






2 Eylül 2012 Pazar

üzme beni





patlamaya hazır bir kalple nasıl yürünür.kafamı kuma gömmeyi istiyorum.saatlerce su altında kalarak kararlar almaktan müthiş bir zevk yanı sıra da kocaman acıların kalbime,aklıma pompaladıklarını duyabilmek.acılarımı sulara karıştırırken beynimi yerinden söküp kara delikten aşağıya yuvarlamayı isteme hissi.
yazmanın özgürlük olmasına sığınarak yazdıklarım,kelimeler,cümleler,satırlar,satır aralıkları.suskunluğa gömüyorum kelimelerimi, bundandır tam olarak kelimesi yok.

biz şimdi kendimizi bir başkası sanarak yaşıyor ve aslında kim olduğumuzu tamamen unutamıyorduk.kendimize doğru sürükleniyor aynı hızla da kendimizden uzaklaşıyorduk.bir kendimizdik,bir de olması gereken.rahat ol benim yanımda dilediğin kadar rahat olabilirsin,sen rahat ol ki bende kendim olabileyim.anlatabiliyor muyum.artık anla.bunu iyi anlamanı istiyorum.

benim gibi ateşle oynayamazdı kimse buna kalıbımı basarım.

dün krep yaparken çaresizliğimin dozunun arttığını gördüm acı gözyaşlarımdan bir kaç damla çıkarıp krebime kattım.sonra bir kaç damla da sevinç gözyaşlarımdan akıtıp demlediğim çaya ekledim.gözyaşlarımla karıştırdığım sofrayı sevdiklerime sundum.acıyla sevincin birleştiği akşam yemeğini yarış halinde yemelerine güldüm,acımın ve sevincimin bu kadar lezzetli olması beni içten içe düşündürdü.,benden bir parça tatmanın bu kadar keyifli olabileceğini tahmin bile edemezdim.sen kaç tane yedin son kalanı kim yesin muhabbetleri,herkesin gözü tabakta en son kalan acı gözyaşlarımı kattığım krepte dikili kalmıştı,krebi en çok sevdiğini düşündüğümüze bunu sen yemelisin diyerek son acı gözyaşımı onun yemesini gözlerinin taa içine bakarak ilgiyle izledim.krep yaparken üzüleceğim ölsem aklıma gelmezdi.tuhaf bir insan olup çıktım ben.son krebin sahibinin gözlerinin içine bakarak;(içimden yüzüne karşı)son krebi sen yedin.senden bir isteğim var üzme beni,bugün yanağımı öpersin yarın toprağımı dedim.anlamadı sanırım.zaten acı gözyaşımı çok sevdiğini de anlamamıştı.herkes mutlu ayrıldı sofradan.
şimdi gülümsedim ve içeriye minik bir cadı girdi.